Geçen Aralık ayında “Hazır haftasonu hava yağmurlu değil, gideyim de bi kamp kurayım” gazıyla gidip bi dünya çamura battıktan sonra telefonun çekmediği, ışığın olmadığı, alışveriş yapacak/su temin edecek yerin çok uzak olduğu Gönsüz Koyu’na gittim. Gidip etrafı dolaşıp önceki cümlemde belirttiğim durumların farkına varınca oturup bir çözüm aradım kendimce. Etraf özel mülk, saat geç, ıssızlık ve yaban hayvanları. Onbeş yirmi dakika kadar düşündükten sonra dönme kararı verdim ve İzmir’e, eve geri döndüm. ?

Geçen hafta “Artık bi kamp yapayım” dememle Gönsüz Koyu tekrar aklıma geldi, Cuma günü öğleden sonra Atilla‘ya “Çık gel” dememle üşenmeden Bursa’dan atladı motora geldi, böylece Gönsüz’ün yolunu tuttuk. Zaten akşam hava kararmasına yakın çıktığımız yolda otobana girince artık güneş batmış akşam olmuş vaziyette devam ettik.

Mordoğan’a geldiğimizde benzin istasyonunda su ve dondurma molası verdik ve devam ettik. Virajlar başladı, yol iyice karanlık oldu, sokak lambaları bitti vs. derken benim de yolu tam hatırlamamamla yanlış yola girdik. Biraz gittikten sonra bu kadar uzun sürmemesi lazım diye düşünürken tekrar geri döndük.

Sonunda koyu bulduk ama yine telefon çekmemesi bizi “Çeken bir yer var mı?” düşüncesiyle bayağı bir dolandırdı. Sonuç olarak sinyal çeken bir yer yok, geri dönme ve daha uygun bir yerde kamp kurma kararı aldık.

Yeni Liman’a geldiğimizde açık bir yer farkettik, ben bu sırada motordan gelen garip sesle uğraşırken Atilla kahvedeki adamlara çadır kurabilecek yer sormaya gitti. Sonuç olarak Yılmaz Camping diye bir yer bulduk, kimseciklerin olmadığı. Hatta işletmecisi bile bırakmış düğüne gitmiş. 😀 Adamı aradık konuştuk anlaştık derken gece 2:30 gibi yükleri motorlardan indirip çadırları kurmaya başladık. (Kamp yeri ile ilgili detayları yazının sonunda belirteceğim.)

Çadırları kurduk üstümüzü değiştirdik rahatladık ama karnımız aç. Hemen ispirto ocağı sahneye çıktı ve hazır noodlelarla açlığımızı bastırdık. Kokuya etraftaki kediler toplandı, ben tabi hemen hepsini sevmeye çalıştım ama hiç biri yanaşmadı. 🙂 Ondan sonra da yattık zaten.

Ertesi gün sabah erkenden uyandık, kamp yerinde gölge yapacak ağaç bulunmaması yüzünden sıcak biraz erken uyandırdı ama o kadar yorgunluğa o kadar saçma sapan yollarda motoru ayakta tutma çabasına rağmen dinlenmiştik.

21185984276_50c9199d6d_o

Kendimize geldikten sonra biraz tembellik yapıp hemen kahvaltı faslını aradan çıkardık ve kendimizi öğlen sıcağında denize bıraktık.

21106049488_61fd874644_o20672829803_8f26020382_o20591074833_8dfeaa6172_o

 

Güneşin altında iyice kavrulduktan sonra kenara çekildik ve biralarımızı açtık. Cumartesi günü kamp süresince tam gün olarak geçireceğimiz tek gün olduğu için tadını çıkardık, muhabbet güzeldi. 😉

21201796072_06fa5dd087_o

Akşam yemeği faslını yine hazır noodle ile geçirdik, malum iş yorgunluğu ve tembellik derken anca bu kadar oldu. Durumdan şikayetçi değiliz, ikimiz de gayet keyif aldık hem yemekten (çok lezzetli olmasa da) hemde yemek sırası sohbetinden.

 

 

Daha sonra yine çadırlara çekildik ve uyuduk, pazar günü Atilla uzun yol gideceği için erken kalkacaktık ve önce çadırları toplayıp sonra kahvaltı işini halledip yola çıkacaktık. Ki öyle de oldu.

21024114518_db6544668e_o20590882393_2d00a318ec_o

 

Sabah erken kalkıp çadırları toplayıp motorları kısmen yükledikten sonra hemen kahvaltıya giriştik, ardından da yola koyulduk. Yola çıktığımızda tam öğlen sıcağı vardı mecburen biraz perişan olduk. 🙂 Yine Mordoğan’da benzinlikte mola verdik, gölgede oturalım derken boş, benim oturmak için yöneldiğim sandalyenin dibinde bir kedi yatıyordu, hemen dürttüm. Baktım yüz verdi hemen sevmeye başladım. Gittiğim her yerde kedi bulmak ne güzel. 🙂

Benzinlikten çıktıktan sonra hiç durmadık, benim eve kadar devam ettik. Eve vardığımızda sakallarımdan ter damlıyordu. Hemen motordan yükleri indirdik, Atilla‘nın motorun zincirini yağladık. Atilla atladı motora Bursa’ya doğru devam etti ben de eve girip kendimi duşun altına attım.

Bu geziden ek notlarım ise şu şekilde;

  • Boş alanı olan herkes çadır kamp yeri işine girebiliyor. Tabi böyle olunca ne çeşmeden akan suda hayır var ne duşta.
  • Duş işini anahtarı çıkarılmış bir vanayı cırcır anahtar yardımıyla açıp duşumuzu aldık ama nerdeyse dizimize kadar otun içinde.
  • Tuvalet kısmına hiç girmek istemiyorum, siz düşünün. Yalnız şunu söyleyebilirim; tuvalette kalma süreniz nefesinizi ne kadar süre tuttuğunuzla doğru orantılı.
  • Karaburun tarafında bir çok kamp yeri mevcut ancak biz denize düşen yılana sarılır durumunda olduğumuzdan sanırım o bölgenin en zayıf (kötü demiyorum lokasyon merkezi vs. güzel bir alan ama hizmet vasat.) kamp alanını bulduk.
  • Benim şahsi fikrim böyle durumda kalınca merkezi kimseyi rahatsız etmeyecek herhangi bir yere çadır kurulabilir hiç düşünmeden. Çünkü gereksiz bi şekilde hiç bir hizmet almadan yer parası ödedik.
  • İyi yanı; deniz güzeldi, bizden başka kimse yoktu kafamız rahattı.

Ek olarak şöyle bir gidiş videosu var, bişey görebilir misiniz bilmiyorum 🙂


Aşağıda gidip kamp kuramadığımız yeri, kamp kurduğumuz yeri ve mola verdiğimiz yeri görebilirsiniz.